Mortal Shell 2 İncelemesi — 2026’nın En İyi Soulslike’ı mı?
Mortal Shell 2 , kusursuz bir devam oyununun parlak bir örneği. Cold Symmetry, ilk oyunun en iyi fikirlerini alıp daha da geliştirirken tartışmalı yanlarını baştan sona elden geçirmiş. İlk oyunun küçük ve sınırlı bölgelerinin yerini, dikey tasarıma ve keşfedilecek pek çok zindana sahip, gerçek anlamda açık bir dünya almış. Yeni sınıf yetenekleri, genişletilmiş cephanelik ve farklı build’leri özgürce denemenizi sağlayan ilerleme sistemi sayesinde dövüşler çok daha çeşitli hâle gelmiş. Bir sürü yeni özellik ve kendine has yenilik var; üstelik hiçbiri gereksiz hissettirmiyor. Yine de birkaç kusurdan kaçınılamamış. Bu incelemede her şeyi ayrıntısıyla ele alacağız.
Platform: PC (Intel Core i5-2300 2.8 GHz, NVIDIA GeForce 1050 Ti, 8 GB RAM);
Bitirme süresi: 35 saat.
Sistem Gereksinimleri
Minimum: Intel Core i5-10600, 12 GB RAM, NVIDIA GeForce GTX 1060 / Radeon RX 580, 30 GB SSD;
Önerilen: Intel Core i7-12700 / Ryzen 7 5700X, 16 GB RAM, NVIDIA GeForce RTX 3070 / Radeon RX 6700 XT, 30 GB SSD.
İki Krallığın Şövalyeleri
Yolculuk, çizgisel bir ön bölümle başlıyor. Oyunun kahramanı Harrower, Bone Keep’e doğru ilerliyor. Başlıca görevi, Undermother adıyla bilinen kutsal bir varlığın meyvelerini bulmak. Kaleye giderken bunlardan birini buluyor, ancak daha bulunacak çok meyve var ve nerede oldukları bilinmiyor. Meyveleri geri getirmek için Harrower, gizemli bir varlığın kötü etkisi altındaki Fallgrim’in iki krallığını dolaşmak zorunda.
Türün geleneklerine uygun olarak oyun, hikâyeyi kaşıkla ağzınıza vermiyor. Üstelik Undermother’ın meyvelerini toplama fikri, dünyanın geçmişini derinlemesine araştırmak için pek de güçlü bir motivasyon sunmuyor. Bu nedenle oyunun hikâye tarafı, rahatlıkla en zayıf halka olarak görülebilir. Öte yandan, düşmüş sekiz kahramanın anıları üzerinden anlatılan ana hikâyenin merak uyandıran bir yanı var. Ancak tüm anı parçalarını görmek ve bütünü kavramak için önce açık dünyaya dağılmış kahramanların kabuklarını bulmanız gerekiyor.
Gece Karanlık, Bonuslar Bol
Mortal Shell 2’nin Steam sayfasında açık dünya küçük olarak tanımlanıyor, ancak bu daha çok kapladığı alanla ilgili. Dikey seviye tasarımı sayesinde haritanın küçücük bir bölümü bile keşfedilecek pek çok şey barındırıyor. Örneğin bir bölgede köyün içinden başlayıp yukarıdaki çok katlı kale kalıntılarına çıkabiliyorsunuz; kalenin ve köyün altında birkaç zindan, aralarında ise bir haydut kampı bulunuyor. Oyun dünyasının neredeyse tamamı benzer bir anlayışla tasarlanmış: uçsuz bucaksız, boş alanlar yerine yoğun, katmanlı ve bir hayli çeşitli bölgelerle karşılaşıyorsunuz.

Harrower’ın meyveleri toplama görevi onu neredeyse her yere götürecek. Bir zamanlar görkemli olan kalelerin kalıntıları, ormanlar, çorak topraklar, kasvetli bataklıklar, göz alıcı sonbahar manzaraları ve Dark Souls’taki Plague Town’u andıran koca yeraltı yerleşimleri sizi bekliyor. Tüm bu bölgeler, çoğunlukla açık dünyanın içinde yer alıyor ve birbirleriyle uyumlu bir bütün oluşturuyor. Özel kapılardan geçerek ulaşabileceğiniz ayrı, çizgisel bölgeler de var. Bu portalların ardındaki dünyalar hikâye boss’larıyla bağlantılı olduğundan her birinin kendine özgü bir atmosferi bulunuyor.
Boss dünyalarına açılan kapıları keşif yaparak bulmak zor değil; yine de oyunda rehberlik eden ürkütücü kuzgun Ruk’la konuştuğunuzda konumları haritada işaretleniyor. Açık dünyada onunla karşılaşırsanız kapıları haritanıza ekliyor. Bu kuşla konuşmak zaten şart, çünkü haritanın büyük bir kısmı, bir bölgeyi ziyaret ettikten sonra bile kalkmayan savaş sisiyle kaplı. Kuzgunu atlayıp dünyanın derinliklerine dalarsanız yalnızca görsel hafızanıza güvenerek yolunuzu bulmanız gerekecek. Bu, oyundaki küçük ama zorlu dokunuşlardan biri; üstelik tek örnek de değil.
Mortal Shell 2 ön incelemesinde oyunun düşük zorluk seviyesinden söz etmiş, ancak çıkışa kadar dengenin değişeceğini tahmin etmiştim. Öyle de oldu. Çıkış sürümünde düşmanlar daha sert vuruyor ve daha fazla cana sahip. Dolayısıyla Mortal Shell 2’ye kolay demek mümkün değil. Üstelik betada, tam sürümdeki özgürlük de yoktu; zorluk kendini en çok dünyayı keşfederken hissettiriyor.
Ana dünyanın çoğu bölgesine birden fazla noktadan ulaşabiliyorsunuz. Dallanıp budaklanan yapıları, ilerlerken farklı rotalar seçmenize de imkân tanıyor. Bu tasarım keşif hissini güçlendiriyor, ancak beraberinde zorlu bir özellik de getiriyor. Dark Souls’taki ateşlerin bu oyundaki karşılığı olan işaret fişekleri son derece nadir. Bazen koca bir bölgede yalnızca birkaç tane bulunuyor. Şanslıysanız yeni bir alana girer girmez bir işaret fişeğiyle karşılaşırsınız; çoğu zamansa bölgenin neredeyse tamamını dolaşmanıza rağmen tek bir tane bile bulamazsınız. Sonuçta kontrol noktası olmadan, canınız neredeyse tükenmiş hâlde uzun süre ortalıkta dolanıyorsunuz. Bu tür yolculuklar sıklıkla tüm ruhlarınızı — ya da bu oyundaki adıyla Tar’ınızı — kaybetmenizle sonuçlanıyor.
Yine de standart zorluk, oyunun sunabileceği en yüksek seviye değil. Ön bölümün ardından “Flame of the Tarnight”ı elde etme şansınız oluyor. Bu mumu Bone Keep’in tepesinde yakarsanız açık dünyaya gece çöküyor ve oyun zorlaşıyor. Gece düşmanlar güçleniyor; ayrıca gündüz erişilemeyen ilgi çekici noktalar ve görevler de açılıyor. Zorluğun artması karşılığında öldürdüğünüz düşmanlardan daha fazla Tar kazanıyorsunuz. Gece görevlerini tamamlamak da gerçekten değerli bir ödül getiriyor.

Açık dünyada çeşitli görevlerle sık sık karşılaşıyorsunuz. Bazen yeni bir kabuk ya da silah kazandırabilecek büyük bir görev çıkıyor karşınıza; bazen de çoğunlukla zindanlarda gizlenmiş kısa görevler buluyorsunuz. Birinde tuzağa düşüp ekipmanım olmadan bir zindan hücresinde uyandım. Küçük, haydutlarla dolu bir mağaradan kaçmam gerekiyordu. Yol boyunca neler olup bittiğini açıklayan birkaç not buldum. Kulağa pek heyecan verici gelmeyebilir ama sunum sayesinde sıradan bir zindan temizliği, ufak bir hikâyesi olan mini bir maceraya dönüştü. Bu tür anlara genellikle hikâye odaklı RPG’lerde rastlanır; soulslike türünde ise yaklaşım oldukça sıra dışı.
Açık dünyaya geçişin tüm artılarına karşın, bu türdeki neredeyse her oyunda görülen bir kusur da beraberinde gelmiş. Mini boss’ların çoğu, boşlukları doldurmak için güçlendirilmiş sıradan düşmanlardan ibaret. Genellikle özgünlükten yoksun olduklarından onlarla savaşmak için yeni mekanikler, özel bir yaklaşım ya da taktik değişikliği gerekmiyor.
Ancak bu kusur hikâye boss’larının çoğunda görülmüyor. Bu boss’ların kendilerine özgü özellikleri var; bazı dövüşlerden önce build’inizi yeniden düzenlemeniz, hatta kabuk değiştirmeniz işe yarayabiliyor.
Tar ve Işık Türküsü
Mortal Shell 2’de kabuklar aslında sınıflar ve her biri farklı bir oyun tarzını temsil ediyor. Örneğin barbar kabuğu Gragyr, düşmanlara hasar verdikçe dolan özel bir eserle iyileşiyor. Bu mekanik, Lies of P’deki şişeleri doldurmaya benziyor. Simyacı Sariel’in formuysa Bloodborne’daki gibi, karşı saldırılarla kaybettiğiniz canın bir kısmını geri kazanmanızı sağlıyor.
Mortal Shell 2’de toplam sekiz kabuk bulunuyor ve build’inizi mahvetme korkusu taşımadan hepsini geliştirebiliyorsunuz. Esnek ilerleme sistemi üç kaynak üzerine kurulu. Tar, seviye atladıkça otomatik olarak artan temel nitelikleri geliştirmek için kullanılıyor. Glow, kabuk yeteneklerine erişim sağlıyor; bu yetenekleri geliştirmek içinse tüketilmeyen kabuk puanları harcanıyor. Bu puanları herhangi bir işaret fişeğinde yeniden dağıtabiliyorsunuz. Böylece yetenekleri deneyebilir ve duruma göre puanlarınızı farklı alanlara aktarabilirsiniz. Bu ilerleme sistemi, yeni oyuncuların oyuna alışmasını da belirgin biçimde kolaylaştırıyor.
Tarit adı verilen özel taşlar da build oluşturmanın önemli bir parçası. Ekipman yuvalarına yerleştirilen bu taşlar üç türe ayrılıyor. Bazıları pasif bonuslar, bazıları dövüş teknikleri sağlıyor; üçüncü türse “Resolve” göstergesini tüketerek çeşitli geçici güçlendirmeler sunuyor.
Bu gösterge çoğunlukla sınıf yeteneklerini etkinleştirmek için kullanılıyor. Gragyr, düşmanı sersemleten güçlü bir darbe indiriyor; Sariel lanetli dikenler fırlatıyor; canavar avcısı Proxima ise elektrik şokuyla donatılmış bir kablodan yararlanıyor. Resolve, hasar verdikçe yenileniyor. Bu nedenle saldırgan bir dövüş tarzı benimsemek, yeteneklerinizi ve güçlü tekniklerinizi daha sık kullanmanızı sağlıyor.
Yenilenen dövüş sistemi genel olarak daha dinamik hâle gelmiş; dayanıklılık göstergesinin yerini sendeletme mekaniği almış. Bu mekanik Sekiro: Shadows Die Twice’tan alınmış olsa da Mortal Shell 2’nin dövüşleri Bloodborne’a daha yakın hissettiriyor. Bunun bir nedeni, dilerseniz savuşturmayı tamamen devre dışı bırakmanıza izin veren sınıf özelleştirmesi; bir diğeri de çatışmalarda menzilli silahların düzenli olarak kullanılması.
Dövüş sisteminde kayda değer bir kusur yok. Yine de hızlı düşman kombolarını okumakla ilgili bazı sorunlar var. Savuşturma işlevi de gören blok animasyonunun ardından kısa bir toparlanma süresi geliyor; bu da hızlı ve ritmik savuşturmaları imkânsız kılıyor. Muhtemelen geliştiriciler, zamanlamalı blokların düzgün çalışmasını sağlamak için bu önlemi eklemiş. Ancak bu küçük sorun yalnızca savuşturmaya dayalı oynarsanız ortaya çıkıyor; hızlı düşmanlara karşı taktik değiştirerek üstesinden gelebilirsiniz.
Mortal Shell 2 oynamayı planlıyor musunuz?
***
Özetle, Mortal Shell 2’nin sırlarla dolu ve özenle tasarlanmış açık dünyası, esnek ilerleme sistemi ve her biri kendine özgü bir oyun tarzı sunan sınıflarıyla örnek bir devam oyunu olduğunu bir kez daha vurgulamak gerek. Başka oyunlardan esinlenmiş olsa da görsel dünyası ve özgün oynanış fikirleri sayesinde kendi kimliğini koruyor. Sonuç olarak Mortal Shell 2, soulslike türünün en iyi oyunlarından biri olmuş.







